Çünkü insanlar hayallerini gerçekleştirmek için yaşarlar. Bir çok insanın hayali çocuk sahibi olmak değildir elbet, kimi dünyayı değiştirmeyi ister kimi yönetmeyi, kimi ünlü bir sanatçı olmak ister kimisi olimpiyat rekortmeni. Herkesin de öyle büyük büyük hayalleri yoktur. Kasap ya da tornacı olmak isteyen, şehre göçmek isteyen, köyüne dönmek isteyen, mutlu bir yuvası olsun isteyen, çapkın birisi olmak isteyenler de var. Hepsini birden olmak isteyen olmasa da hepisi bir kaçını bir arada arzular.
Ama bir çoğu bu hayallerinin hepsini ya da hiç birisini gerçekleştiremez. İsterler ki ben yapamadım, çocuklarım yapsın. Hayallerini, umutlarını miras bırakırlar. İşte öyle.
Evet evet tatiladdayız ya da tatilattayız bilemedim şimdi. Kimi tatilde kimi çıktı çıkacak. Uzun zamandır da kimseler uğramamış zaten buralara. Artık dönünce camları siler, şöyle bir tozunu alırız tükkanın. Sonra, sonrası iyilik güzellik.
Neden mi? Çünkü üretim konusunda bir nebze yoksulluga gidildi. Çünkü akla hayale gelmeyen şeyler akla geldi de uygulanmadı. Çünkü bu işi yürütmek de diğer işleri yürütmek kadar zordu.... Peki bundan sonra ne olacak; yağmur duasına mı çıkacağız el açıp, yoksa gül dibine mi bağlayacağız temennilerimizi yazıp..... Gerçekten bilinmeze doğru gittiğimiz için bunlara cevap vermekte zorlanıyorum. Bu durumda bize beklemekten başka bir iş düşmüyor. Tabi ki bu beklemenin uzun sürmemesi için kendimizi de zorluyoruz.
Umarım gerçekten güzel işlere imza atacağımız geleceğe dogru gidiyoruzdur.
Yıldız tarihi 2010'a bir kaç gün kala, sürekli yeni proje yeni proje. Nereye kadar mı? Bitene kadar. Yeni projede de top kah bende, kah Ceren'de bazen de yan ağlarda. Henüz gol olabilmiş değil ama sürekli kaleyi yokluyoruz orası kesin.
Esasen siz (siz dediysem Ceren'le ben başka kimsenin de baktığını sanmıyorum esasen [evet bu da esasen]) bu satırları okurken, benim çoktan birkaç bir şeyler karalamış olmam gerekirdi yeni hikaye için. Ama geliniz görünüz ki bilgisayarımı tamir ile uğraşmaktan yazamadım henüz. Bilgisayarımı tamir etmekten de vazgeçtim, pes ettim. Aklımda birkaç ufak detay ve bir de köklü bir değişim var birazdan oturup onları yazacağım ama çalışmamın bir yemek arası ile bölünmesini istemediğim için iyice acıkmamı bekliyorum. Ya da bahanem o şimdilik.
Kar yağışları yağarken şöyle karlı havalarda güzel bir kaç çekimler yapsak iyi olacak, onun içinde yazmalı mıyız ne? Gibi geliyor bana yoksa şüphem mi var?
Milli Piyango bileti de aldım, şimdi numarası aklımda değil ama çıkan miktara göre bakarsın şatafatlı bir kamera almışım, o zaman tam süper olur işte.
Bu da bir nevi Türk Pembe Panteri galiba, filmin adı sanı ne bulamadım ama müzik Zen-Arıza Oyun Havası. Çok beğendim ben o yüzden. İlkokul ödevi tadında bu blogdan sonra büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öper, soranlara çok çok selam ederim. Tayfur okula başlıyor bu sene, muhtarın eşeği de öldü.
Ömür bey ve bendeniz Ceren, akşamlarımızı, yemeyip içmeyip, sizlere daha iyi bir hizmet vermek umuduyla, bu filmin hazırlıklarına harcıyoruz. Daha önceki senaryomuz "bir grup oyunu" havaların soguması sebebiyle rafa kaldırılırken. "Terkediş" ise İf istanbul yollarında. Yayınlamasalar dahi heyecanı yeter diyorum. Bu senaryomuzun hsonu bitmesi doğrultusunda büyük ihtimalle şubat'ta ya da kar yağdıgı zamanlarda çekimler başlayacaktır.